SİTE İÇİ ARAMA
basın için haberler



Web Uygulama: Sadi Atılgan


GIZEMLI MINERAL LÜLETASI


Eski bir dükkanin vitrininde gördüm onu. Zarifçe islenmis lületasi
yontusuydu. Yeni yagmis kar gibi bembeyazdi. öylesine hüzünlü bakiyordu
ki bana, sanki yüzyillardir degerimi bilemediniz der gibiydi.

Dünya rezervinin %70'i Türkiye'de bulunan, besbin yillik bir doga harikasi mineral. Yüzyillardir disariya ihraç ettigimiz, tanimadigimiz ve degerini bilmedigimiz bir cevher. Usta ellerde yeniden hayat bulan bu gizemli tasi ne kadar taniyoruz? Iste Avrupa ülkelerinde denizköpügü olarak bilinen lületasinin öyküsü: Lületasi, magnezyum ve silisyum esasli ana kaya parçalarinin, yerin
degisik derinliklerindeki baskalasim katmanlari içinde hidrotermal etkilerle su kazanmasi sonucu olusur.
Bilimsel adi sepiyolittir. 2Mg0, 3Sio2, 2H2O bilesiminde bir magnezyumsilikat mineralidir. Kuru haldeyken suda yüzer. Nemli oldugunda kaygan görünümlü, çok ince taneli, krem renginde; kile benziyor. Lületasinin toprak içindeyken temizligini, çikarildiktan sonra kolay islenmesini, gözenekli yapisinin tuttugu bu dogal nem saglar. Dogrudan ya da islendikten sonra kurutulan lületasi kaybettigi nem oraninda hafifler ve önemli bir direnç kazanir.
Elektronmikroskop çalismalari sonucu, alfa ve beta olmak üzere iki türlü sepiyolite rastlanmis. Alfa sepiyolit 4-5 mikron uzunluk ve 0,2 mikron kalinlikta lifsel bir yapi. Kati; patates yumrulari biçiminde. Elle kullanilan madeni kesicilerle islenebilecek sertlikte. Lületasi denen de alfa sepiyolitin ta kendisi.
Beta sepiyolitse, daha az lif içeriyor, pullu yapisi var. Ayni ana kayadan kurtulan ve baska bir kaynaktan çikan MgO, çok sig bir bataklik ortaminda yine magnezyum hidrosilikata dönüserek çökeliyorsa, lületasi gibi kati kütleler yerine tabakali halde bulunur. Bu tabakali yapiya sepiyolitik kil de denir. Sepiyolitik kilin kullanim alani da çok genis. Kaliteli seramik, katalitik konvektör, korozyona dirençli otomobil boyasi, hafif yapi malzemesi üretiminde, bio-reaktörlerde, özel kagit
yapiminda, uzay araçlarinin yalitiminda, iyon degistiricilerde, parafinin ayristirilmasinda ve bazi ilaçlarin yapiminda kullaniliyor.
Anlasilacagi gibi lületasi yari-degerli bir tas, sepiyolitik kilse bir sanayi madenidir.
Dünyada Sepiyolit
Yugoslavya, çekoslavakya, Yunanistan, Avusturya, Ispanya, Rusya, Fransa, Fas, Madagaskar ve Kenya, Türkiye disinda lületasinin üretiminin yapildigi ülkeler. Ancak Kenya disinda bu ülkelerde çikarilan lületaslari gerek kalite, gerek miktar yönünden dikkate alinacak düzeyde degil.
Kenya, üretim miktari gözönüne alindiginda dünyanin en büyük lületasi üreticisi. Kenya'da çikarilan lületaslari daha çok otomobil endüstrisinde, çok az bir kismi da pipo yapiminda kullanilir. Ancak kalitesi çok düsük olan bu taslardaki hatalarin giderilmesi için boyama islemi yapilir. Boyama da lületasinin özgün niteliklerinin yok olmasina yol açar.
Türkiye'de lületasi Eskisehir, çanakkale, Bursa, Kütahya ve Konya'da var. Fakat lületasi dendiginde akla hemen Eskisehir geliyor. Zaten lületasi, Eskisehir disindaki illerimizde islenmiyor. Ancak hemen belirtmekte yarar var ki, lületasi yataklari konusunda bu illerde yeterli bir arama yapilmis degil.
Eskisehir, dolayisiyla Türkiye, dünya lületasi rezervinin %70'ine sahip. Eskisehir'in sepiyolit minerali, beyazlik, hafiflik ve verimlilik yönünden dünyadaki hiçbir türle kiyaslanmiyor ve "meerschaum" yani lületasi dendiginde tüm dünyada herkesin aklina Eskisehir tasi geliyor. Peki Eskisehir tasini bu kadar kaliteli yapan dogal kosullar neler? Jeoloji Mühendisi Nusret Güngör'ün, Eskisehir'in jeolojik yapisi hakkinda yaptigi açiklamalarda bu sorunun yanitini bulabiliyoruz. "Eskisehir'den geçen fay lületasi ocaklarinin bulundugu bölgeleri kapsiyor. Fay ilk olarak Alpu'nun kuzeyinden, Sepetçi köyünden, sonra da Kozlubel'den geçiyor. Alpu yapi itibariyla çukurda yer aliyor. Burasi çökme alani konumunda. Bir diger fay Alpu'nun güneyinden, Sarisu bölgesinden geçiyor. Sivrihisar'in kuzeyinden geçen fay Eskisehir'in güneyinden geçiyor. Iste lületasi ocaklari da üç bölgede yer aliyor. Kayg bölgesinin ocaklari Sepetçi, Kozlubel, Sögütçük ve Taycilar'da ve buralardan da fay hatti geçmekte. Kaplicalarin da bu fay hattinda olmasi, Eskisehir civarindaki faylarin lületasi olusumu için etkili olmasi düsündürücü. Alpu'nun güneyindeki Sarisu bölgesi, kuzeydeki Kayi bölgesi hem kaplicalarin hem de lületasinin çikarildigi yerler. Yeralti sularinin içerisinde bulunan magnezyum eriyiginin su yataklarinin
tabanina çökmesinin sonucunda sepiyolit yataklari olustugu söylenmekte."
Eskisehir çok eski zamanlardan beri bir yerlesme alanidir. Il sinirlari içinde yapilan kazilar ve ayakta kalmis tarihi anitlar, bunun göstergesi. Arkeolojik arastirmalar sonucunda, Demirci Höyük'te yapilan kazilar sirasinda Mö 3000'li yillara tarihlenen, lületasindan bir eser parçasi
bulunmus. Hangi amaçla kullanildigi tespit edilemeyen ancak insan eliyle yontulup düzeltildigi kesin olan bu yapit, lületasinin yaklasik 5000 yildan beri bilinip islendigini kanitliyor. Yapit halen Eskisehir Arkeoloji Müzesi'nde korunuyor. Bazi kayitlardaysa lületasini 1600-1700 yillari arasinda bir Macar seyyahin buldugu ileri sürülüyor. Eskisehir'den baslayan bir yol tam 300 yil süresince Viyana'ya lületasi tasidi. Yolun Eskisehir ile Iznik arasinda kalan kismina A. Reinhardt
"Lületasi Yolu" adini verdi. Avusturya bu taslardan yapilan pipo ve benzeri esyalari, tek satici olarak dis pazarlara sürdü. Bu nedenle lületasinin Avusturya'da çiktigi ve islendigi kanisi yaratilmis ve lületaslari yeterince taninamamis oldu.
Lületasinin çikarilma Yöntemleri
Lületasi topragin içinde kirli beyaz ve yumusak bir halde bulunur. Damar seklinde olmayip yumrular halinde daginik bir biçimdedir. 250 gr ila 5-7 kg'lik parçalar halinde bulunabilir. Ocaklarda, insan gücüyle, kazma ve aydinlatma araci olarak kullanilan karpit lambalarla, 30-100 m'de, bazi bölgelerdeyse 200 m derinlikten çesitli yönemlerle çikarilir. örnegin çikrik yönteminde çukurun çapi 1,5-2 m arasindadir. Bu yöntemde bütünüyle insangücü kullanilir. Kuyuya inilip çikilirken, duvarda açilan küçük dehlizlerden yararlanilir. Asansör sistemi yoktur. Yalnizca toplanan yumru lületasi parçalarini yukariya çikarmak için çikrik ve
kova kullanilir. Bir diger yöntem, "skip" olarak anilmaktadir. Bu yöntemde, çelik bir
halatla baglanan kova, motorla kuyuya indirilir. Bu yöntemde kuyu çapi daha genistir. Kompresörlü kiricilar kullanilmasi isçilerin daha rahat çalismalarini saglar. Bu yöntemle 30-50 m derinliklere kadar inilebilinir.
Lületasinin islenmesi
Ocaktan çikan lületasini bekleyen birçok macera vardir. Sanatçilarin becerikli ellerinde yeniden yasam bulan lületasi; çirpma, saykal, kaba alimi, aris, perdah, tandirlama, islak aba, ovma, yasli aba, parlatma, tasnif ve kutulama gibi adlarla anilan bir dizi islemlerden geçer. Lületasini biçimlendirme sirasinda geriye pek çok atik kalir. Bu atiklar ögütülerek bazi kimyasal maddeler yardimiyla yeniden kullanima sunulur. Bu çalisma ilk kez Avusturya'da baslamistir.
Lületasinin Ekonomik Boyutu
Cevheri çikartma ya da düzeltme islemleri sirasinda elde kalan tas parçalari genellikle kadinlar tarafindan islenir. Kadinlar, tahtadan, elle çalisan basit tornalarda, boncuk, tesbih, kolye yaparlar bu parçalardan. Sonra da satarak aile bütçelerine yan gelir saglarlar. Emek isteyen bu sanat, Türk sanatçilarinin ilgisini ancak 1920'li yillarda çeker. Bu sanatin pazarlanmasiyla ilgili ilk ciddi çalismalar Ali Osman Denizköpügü tarafindan baslatilir. Denizköpügü'nün baslattigi
isletmecilik, Eskisehir'deki çarsi Camii civarindaki küçük dükkanlarda gelisip yayginlasarak Eskisehir için önemli bir geçim kaynagi haline gelir. Lületasinin sürekli ihraç edilmesi isletmeciligin önünü tikayan en önemli etkenlerden biri. ihracat, yapilan modellerin sinirli kalmasina,
bütünüyle siparis usulü çalismaya yol açmis; böylece özgün eserler yaratilmasi güçlesmistir.
Lületasinin ham olarak ihracatinin 1968'de durdurulmasindan sonra birçok yeni atölye faaliyete baslamistir. Ihracatin durdurulmasiyla Avusturya'nin lületaslarimizla kurdugu Viyana lületasi endüstrisi büyük darbe yemistir. Ancak lületasini isleyen ellerin genelde egitimsiz olmasi önemli bir
sorundur. Bu alanda çalisanlar ya en fazla ilkokul ögrenimi görmüs ya da okuma yazma bile bilmeyenlerden olusur. Dolayisiyla lületaslari dar bir form içine sikisip kalmistir.
Kaynaklardan, lületasi için bir okulun kuruldugu, ama bu okulun açildiktan çok kisa bir süre sonra kapandigini ögreniyoruz. Eskisehir Valiligi'nin lületasi için açtigi özel okulun müdürü Talat ürersoy'la yapilan bir röportajdan edindigimiz bilgilere göre, okul, valiligin denetiminde 21 Eylül 1989'da açilmis. çogunlugu kizlardan olusan 40 ögrencisi varmis. Bu ögrencilerin çogunlugu da lise mezunuymus. Okulda yapilan yillik planda lületasi su konular altinda ögretilmekteymis:
olusumu ve islenme yöntemleri; araç gereç ve malzemeler; desen-tasarim; sanat tarihi; is idaresi; Türk kültürü; genel ekonomi ve piyasa bilgisi. Bu okul lületaslarina sunulan en büyük armagandi ve bu konuda yapilan en önemli gelismeydi. Okulun, müdürü de, ögretmeni de, ustasi da hep ayni
kisiydi: Talat ürersoy. Ancak çok dogaldir ki, bir süre sonra eleman sikintisi basgöstermeye basladi. Valilikle baglantiya geçildi; ama valilik ne bir ögretmen temin etti ne de okulun gereksinimlerini karsilayacak bir araç. Sonuçta, altyapinin olusturulamamasi, eleman
yetersizligi, maddi olanaksizliklar ve politik nedenlerden ötürü okulun egitimine ara verildi. Oysa bir zamanlar, festivaller sirasinda bu okula yurt disindan da sanatçilar gelmis ve 15-20 gün boyunca okulda lületasindan heykelcikler yapip sonra da bunlari sergilemislerdi. Bu okul örneginde oldugu gibi lületasi konusunda önemli bir gelisme de 1988'de düzenlenen "Beyaz Altin Festivali"dir. Lületasinin bekledigi ilgi ve tanitimi ona saglayacak olan bu etkinlige ne yazik 1991'de son
verilir. Oysa bu festival boyunca düzenlenen uluslararasi kongreler, lületasi hakkinda bilinmeyenleri bildiriyor; sorunlara çözüm getiriyordu. Bu kongrelerde islenen konulardan birkaçi söyle: Eskiiehir
civarindaki lületasi yataklarinin jeolojisi ve sorunlari; Eskisehir bölgesindeki tabakali ve yumrulu sepiyolit yataklarinin olusumu; arkeoloji çalismalarinda lületasi; tas ve medeniyet; el sanatlarimizda egitim; sepiyolit mineralinin sanayide kullanimi ve Ispanyol örnegi.
Ayrica festival süresince yurtdisinda da, Viyana, Berlin, Milano, Pekin ve Bükres'te birçok etkinlik düzenleniyordu. Bu etkinliklerde sergiler açiliyor, lületasimizin tanitimi yapiliyor, heykelcilik yarismalari düzenleniyordu. Heykelcilik yarismasina katilan eserler Eskisehir
Lületasi Müzesi'nde halen izlenebilir. Aslinda Eskisehir'deki müze gibi, dünyada da lületasi müzeleri var. Avusturya'da 2 , Almanya'da 2, Ingiltere'de 5, Fransa'da 4, Hollanda'da
4, Türkiye, Japonya, Isviçre ve Italya'da 1'er ve ABD'de 6 lületasi müzesi bulunuyor.
Anadolu topraklarinin sayisiz degerlerinden biri olan lületasina, beyaz altinimiza hakettigi degeri yeniden kazandirmak için gelin el ele verelim. Belki biraz duyarlilikla vitrinlerde nadiren gördügümüz lületasinin gülümsemesini saglayacak.

Yeliz Erkoç

Copyright 2007 Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu. Her hakkı saklıdır.