| Karbonifer Giriş - Karbonifer Dünyası - Karbonifer İklimi - Deniz yaşamı - Kara Yaşamı - Karboniferin Sonu | |||
|
Karbonifer Kara Yaşamı Karbonifer Bitki Yaşamı Dönemin omurgalılarının yaptığı gibi başımızı denizlerden şöyle bir dışarı çıkardığımızda, karşılaşacağımız ilk şey; karaların üzerini örten yoğun, sonsuz bir yeşilden başka bir şey olmazdı. Aslında Karboniferde "Karanın nerede başlayıp nerede bittiği" oldukça ilginç bir soru, çünkü deniz seviyelerinin yüksek olduğu zamanlarda sığ denizler ve bataklık ormanları, karaların büyük bir bölümünü örtüyordu. Karbonifer ormanları Geç Devoniyende ortaya çıkan gruplarca oluşturuldu. Bu dönemde yeni bir bitki grubu ortaya çıkmaz fakat önceki dönem bitkilerinin daha evrimleşmiş, çeşitli ve oldukça büyük biçimleri floraya hakim olur.
Karbonifer bataklıkları Geç Karboniferde, bataklık ormanları, Pangeanın ekvatoral bölgesinde bulunan Avrupa ve Kuzey Amerika kıtalarında yaygındı. Pangea'nın güneyini oluşturan Gondvana, daha soğuk iklimiyle oldukça farklı bir floraya sahipti. Geç Devoniyene ait kayaçlarda da kömür yataklarına rastlanmasına rağmen; Dünya kömür stoklarının çok büyük bir kısmının Karboniferde oluştuğu söylenebilir. Kömür yataklarından elde edilen fosiller bataklık ormanlarının en yaygın türünün kibrit otları (likofitler) olduğunu gösteriyor. Kömür yataklarının %70'inin kibrit otlarınca oluşturulduğu tahmin ediliyor. Uzunluğu 40 metreyi bulan Lepidodendron'a ve 20-30 metre boylarındaki Sigillaria'ya her ne kadar "ot" denemezse de bunlar Karbonifer boyunca kibrit otlarının en yaygın biçimleriydi. Dev boyutlara ulaşan bu ağaçsı kibrit otları, yine de günümüz ağaçalarına göre daha az odunsu bir yapıdaydı. Kibrit otları gibi at kuyrukları da (Sifenofitler) gelişimlerinin zirvesine Karboniferde ulaştı. Calamites, sifenofitlerin en büyük cinsiydi. Spenophyllum gibi çalımsı ya da sarmaşık benzeri biçimlere sahip at kuyrukları da vardı. At kuyruklarının günümüze ulaşabilen tek cinsi ise otsu bir bitki olan at kuyruğudur.
Karbonifer kibrit "otu" Modern kibrit otu
Kibrit otu fosili Kömür yataklarında oldukça bol bulunan bir diğer grup da eğreltilerdi. Ağaçsı eğreltiler dönemin en baskın ikinci grubuydu. Eğreltilerin en yaygın cinsi 10 metreye ulaşan ve günümüz palmiyelerini andıran Psaronius'tur. Psaronius Karboniferden sonra da yaygınlığını korudu hatta oldukça arttırdı. Bu artış Paleozoiğin sonlarındaki iklimsel değişimin ve kuraklığın bir işaretiydi. Eğreltilerin otsu ve epifit biçimleri, Karboniferde de varlıklarını yaygın olarak sürdü.
Eğrelti Karboniferde çeşitliliğini artıran gruplardan bir diğeri de tohumlu eğreltilerdir. Bu bitkilerin yapraklarını gerçek eğreltilerden ayırmak oldukça zor olsa da; bu bitkiler gerçekte açık tohumlu bitkilerin ilkel bir grubuydu. Grubun önemli temsilcileri Neuropteris ve Lepidodendrondu. Neuropteris yapraklarının cevizi andıran tohumları, doğrudan yaprakların üzerinde gelişiyordu. Karbonifer ormanlarının taban florasının önemli bir kısmını bu minik ağaç veya çalımsı bitkiler oluşturur. Tohumlu eğreltilerin soyu Permiyen yok oluşuyla birlikte oldukça azalır, Mezozoiğin sonunda soyları tükenir.
Neuropteris fosili İlkin kozalaklı bitkilerden Cordaitesler, şerit biçimli derimsi ve paralel damarlanan yaprakları olan, büyük çalılardan, küçük boylu ağaçlara kadar uzanan büyüme biçimlerine sahip bitkilerdi. Kozalaklar içindeki tohumlarla ürüyordu. Çoğu çamurda ve acı sularda yaşayan, Mangrove benzeri bitkilerdi. Su alımı bu gibi ortamlarda oldukça zor olduğu için kozalaklıların çoğunda bulunan kuraklık uyumlarının bu gibi ortamlarda geliştiği düşünülüyor.
Mangrove Bataklık ormanlarının baskın bitkilerinin çoğu suya en azından neme sıkı biçimde bağımlı, sporla üreyen bitkilerdi. Dev Pangea kıtasının kurak iç kesimleri, bu yüzden çok daha seyrek bir bitki örtüsüyle ya da çöllerle kaplıydı. Gondvana soğuk, Antartik iklimiyle çok farklı ve kendine özgü bir bitki örtüsüne sahipti. Bu bitki örtüsünün baskın elemanı glossopterid tohumlu eğreltilerdi.
Glossopterid tohumlu eğrelti fosili Karboniferin Kara Hayvanları Karboniferin yoğun ve gür bitki örtüsü yeryüzündeki karbondioksitin büyük bir kısmını kendine bağlayıp, atmosferi oksijence zenginleştirdi. Oksijen oranı bu dönemde gelmiş-geçmiş en yüksek seviyesine çıktı. Zaten böcek yaşamı için oldukça uygun bir ortam olan Karbonifer ormanlarına bir de yüksek oksijen seviyesi eklenince değmeyin böceklerin keyfine! Günümüzdeki kadar olmasa da oldukça çeşitli olan böcekler, ilk kez bu dönemde kanatlı biçimler ortaya çıkardı. Mayıs sinekleri, su bakireleri ve hamam böcekleri dönemin yenileriydi. Bu dönemde böcekler kadar diğer eklembacaklılar da oldukça yaygındı. Akrepler, örümcekler ve kırkayaklar böceklerle birlikte ekosistemin önemli parçaları haline geldi. Eklembacaklıların pek çoğu bu gün için dev sayılabilecek boyutlardaydı. Bir su bakiresi olan Meganeura 75 santimetrelik kanatlarıyla ve bir kırk ayak olan Arthropleura iki metrelik uzunluğuyla bu devlerin örneklerinden. Karbonifer bataklılarının önemli avcılarından, yarı karasal eklembacaklılar olan deniz akrepleri (eurypterids) de karasal akrabalarını aratmayacak boyutlardaydı. İlk karasal salyangozlarda bu dönem de ortaya çıktı.
Karbonifer Kara Omurgalıları
Omurgalı yaşamından bir manzara Karbonifer, omurgalıların karaya tam anlamıyla ayak basıp çeşitlendiği dönemdir. Bundan sonraki dönemlerde baskın olacak pek çok yeni omurgalı grubu ilk kez bu dönemde ortaya çıkar; ancak, uygun yaşama alanları önceden başka gruplar tarafından işgal edildiği için yaygınlık kazanamaz. Erken Karboniferin sonlarına ait dört üyeli fosilleri, Karbonifer orman ve sularında yaşayan yaygın, bol çeşitli ve oldukça baskın bir iki yaşamlı faunasının olduğunu gösteriyor. Ancak Geç Devoniyenin tam sucul Ichthyostega ve Acanthostega'sıyla, bu gelişmiş fauna arasında büyük bir fosil boşluğu bulunur. Romer'ın Boşluğu olarak anılan bu otuz milyon yıllık süreç içinde dört üyelilerin tüm ana grupları oluşur. Romer'ın Boşluğunu dolduracak karasal dört üyeli ve amniyot fosilleri yakın zamanda bulunmaya başlandı. Dört üyelilerinin iki ana grubu vardır: Yaşamlarının en az bir devresini suda geçiren ve üremek için sucul ortama ihtiyaçları olan iki yaşamlılar ve karasal yaşama tam olarak uyum sağlamış, üremelerini amniyot yumurta aracılığıyla gerçekleştiren sürüngen, kuş, memeli ve bunların nesli tükenmiş akrabalarını içine alan amniyota grubu... Sucul dört üyelilerden ilkin karasal iki yaşamlılara geçişi temsil eden ilk fosil, Romer'ın Boşluğunun tam ortasında Erken Karboniferin başlarında yaşamış Pederpes finneyae adlı bir canlıya aittir. Boyu 1 metre kadar olan ve timsahı andıran bu hayvan üremek için suya dönmek zorunda olan bir iki yaşamlıydı. Fakat, kendisinden önce gelen sucul dört üyelilerden farklı olarak beş parmaklı ve karada yürümeye uygun üyelere sahipti. Pederpes finneyae, sucul dört üyelilerle Geç Karboniferde yaşamış baskın ve karasal yaşama iyi uyum sağlamış iki yaşamlılar olan Temnospondyller ve Anthracosaurların arasındaki bir biçimin ilk temsilcisidir.
Pedrepes fosili Günümüzde nesli tükenmiş bir iki yaşamlı grup olan Temnospondillerin fosil kayıtları, Erken Karboniferin sonlarından Erken Kretase'ye kadar uzanır. Tüm Paleozoik dünyasında yaygın olarak bulunan bu grup oldukça çeşitliydi. Büyük semender benzeri ya da timsahı andıran vücutları olan, uzun ya da kısa biçimli bir kafatasına sahip, 20 santimetreden 3 metreye varan boyutlarıyla, sucul, yarı sucul, iki yaşamlı ya da karasal yaşam biçimleriyle tüm Karbonifer kıtalarına yayıldılar. Bir köpek boyutlarındaki Eryops, Dendrerpeton ve Amphibiamus oldukça yaygın Temnospondil örneklerindendi.
Eryops Temnospondil Anthracosaurlar ve Temnospondiller az özelleşmiş ve büyük yapılarıyla Karbonifer karasal faunasına hakim olmuş iki yakın gruptu. Fakat birbirileriyle olan akrabalıkları henüz aydınlatılmadı. Seymouria, Permiyende yaşamış bir Anthracosaurdur. Bazı bilimadamları bu grubun amniyotlara kök vermiş olabileceğini düşünüyor.
Seymouria fosili Temnospondillerin dışında Lepospondiller denilen, daha özel koşullara uyum sağlamış ve vücut yapıları oldukça farklılaşmış başka iki yaşamlı grupları da Geç Karboniferde yaşadı. İlk iki gruba oranla çok daha küçük yapılı canlılardı. Yılana benzer üyesiz, semender ya da kertenkeleyi andıran biçimleri vardı. Farklı Lepospondil grupları arasındaki akrabalıklar da henüz anlaşıladı; ancak, bunlar da amniyotlara kök vermiş olabilir. Bilinen en eski amniyot benzeri canlı fosili Casineria kiddi'dir. Geç Karboniferin ortalarına ait olan bu fosil, amniyotların kökeninin Erken Karbonifere, dört üyelilerin hızlı şekilde çeşitlendiği dönemlere dayandığını gösteriyor. Kertenkele benzeri bir canlı olan Hylonomus bilinen ilk amniyottur. Bu ilkin canlıların ardından, günümüz amniyot gruplarına da kök verecek olan hayvanlar ortaya çıkar. Dönemin sonlarına doğru iklimin kuraklaşmasıyla birlikte, kuruma sorununa çözüm bulmuş olan amniyotlar çeşitlenip yaygınlaşır ve günümüz amniyotlarına kök verecek olan ana dallara ayrılır. Diapsitler; kaplumbağalar ve birkaç tükenmiş grup dışında, dinozor ve kuşlar dahil tüm sürüngenleri kapsayan gruptu. Memelileri ve fosil akrabalarını içeren Sinapsitler de Geç Karboniferde ortaya çıkmıştı. Kaplumbağaları içine alan Anapsitlerin de bu dönem fosil kayıtlarında bulunmasa da Karboniferde ortaya çıktıkları düşünülüyor. Amniyotlar Karboniferin sonlarında "Biz de varız." der ancak yaşam alanları büyük oranda diğer omurgalılarca doldurulduğu için yaygınlık kazanamazlar. Permiyen ve Mezozoikte hem iklimin kuraklaşıp koşulların onların lehine değişmesi, hem de büyük yok oluşun nerdeyse tüm yaşam alanlarını boşaltmasıyla amniyotlar hızla yaygınlaşıp çeşitlendi.
Diapsitler |
|||
| Karbonifer Giriş - Karbonifer Dünyası - Karbonifer İklimi - Deniz yaşamı - Kara Yaşamı - Karboniferin Sonu | |||